BAĞIMSIZ MECLİS ARŞİVİResmî kaynak. Açık yöntem.
meclis.orgmeclis.orgMECLİS’İN AÇIK HAFIZASI
← Birleşimdeki bağlamı gör
28. DÖNEM / 4, 5. YASAMA YILI / GENEL KURUL

KAMURAN TANHAN

Mardin · 14 Mayıs 2026 · 95. Birleşim

Bu kayıt otomatik ayrıştırılmış bir konuşma parçasıdır. Önceki ve sonraki sözlerle birlikte okumak için birleşim bağlamını açın.

Konuşmama ekranları başında bizleri izleyen halkımızı ve cezaevlerinde tutsak arkadaşlarımızı yoldaşlık ruhuyla selamlayarak başlamak istiyorum.

Bugün yine bir torba yasa faciasıyla karşı karşıyayız. Bir yanda vergi borcu altında ezilen esnaf, diğer yanda miras vergisi sıfırlanan ultra zenginler; bir yanda asgari ücreti vergi dilimiyle eriyen işçiler, diğer yanda yirmi yıl vergi tatili verilen yabancı sermaye sahipleri; hepsi aynı torbanın içerisine doldurulmuş. Asıl soru şu: Kiminle barışıyorsunuz, maaşından peşin vergi kesilen işçiyle mi barışıyorsunuz, her ay KDV, stopaj, SGK primi ödeyen esnafla mı barışıyorsunuz yoksa parayı dışarıda, yastık altında kayıtsız tutanlarla mı barışıyorsunuz? Bir tarafta "Enflasyonla mücadele ediyoruz, sıkı ekonomi politikaları uyguluyoruz." diyorsunuz, öbür taraftan döviz gelsin diye kayıt dışı paraya kapı açıyorsunuz. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu! Kısacası ekonomiyi düzeltemeyince yine aynı yol; vatandaşa kemer sıkma, belli çevrelere af ve kolaylık. Bu, ülkenin sorunu değil, adaletin yokluğudur.

Değerli milletvekilleri, daha mart ayında bu Komisyonda kripto varlıkların vergilendirilmesini tartışmıştık ancak Genel Kurulda tek bir önergeyle bu düzenlemeler geri çekildi. Neden? Çünkü Körfez ülkelerinden kaçan sermaye için Türkiye'yi vergisiz, denetimsiz, kuralsız bir liman yapma hayali kuruyordunuz. Şimdi, bu teklifle aynı para toplama mantığını daha da derinleştirilerek karşımıza getiriyorsunuz.

Teklifin 1'inci maddesiyle, kamu alacakları tecil süresi otuz altı aydan yetmiş iki aya kadar çıkarılıyor. Dışarıdan bakınca bir kolaylık gibi duruyor ama bu, aslında ekonomik krizin yönetilmediğinin açık itirafıdır. Enflasyonun yüzde 70'leri aştığı, borçlanma maliyetinin yüzde 50'lerin üzerine çıktığı bir ortamda kamu borcunu altı yıla yaymak kime yarar? Elbette büyük sermaye gruplarına yarayacaktır. Bu düzenleme büyük sermayenin vergi borcunun düşük faizli bir işletme sermayesine dönüştürülmesine kapı aralamaktadır. Esnafın, çiftçinin biriken borcu ise sadece zamana yayılıyor, borçluluk hâli kalıcılaştırılıyor. Çözüm; vade uzatmak değil, adil bir vergi düzeni inşa etmekle mümkündür.

2'nci maddeye geldiğimizde, adaletsizliğin boyutu daha da derinleşiyor; yabancı kaynak girişini teşvik etmek adına, belirli kişilerin miras yoluyla servet aktarımına vergi oranı da yüzde 1 gibi sembolik bir düzeye çekiliyor. Ödeme gücüne göre vergilendirme ilkesi nerede kaldı? Asgari ücretlinin ekmeğinden, işçinin alın terinden en yüksek oranlarda vergi keserken milyon dolarlık servetlerin miras intikalinde vergiyi âdeta sıfırlıyorsunuz. İktidar, yurt dışındaki varlık sahiplerine "Paranı getir, miras kalsa bile vergi ödemezsin." diyerek sıcak para telaşına düşmüştür. Bu, halkın değil, imtiyazlı zümrelerin yasasıdır.

Yine, 3'üncü maddeyle, teknogirişim çalışanlarına pay senedi verilmesi düzenleniyor. İlk etapta baktığınızda, işçi lehine bir yorum gelişebilir fakat bir yanda hak gibi sunulan bu model aslında reel ücret artışlarının önüne geçmek için kullanılmıştır. Ay sonunda nakit ücret yerine, değeri şirketin kâr hırsına bağlı kâğıt parçaları verilecektir, sunulacaktır. Üstelik, bu hisseleri nakde çevirmek için bekleme süresi on iki yıldan altı yıla indirilse de bu hâlen modern bir prangadan başka bir şey değildir. Çalışan, düşük ücretli, güvencesiz koşullarda bile olsa vergi baskısı altında şirkete sadık kalmaya zorlanıyor bu düzenlemeyle. Şirket battığında çalışanın elinde, hiçbir değeri olmayan muafiyetli pay senetleri kalacaktır; bir kâğıt parçası kalacaktır yani.

4'üncü madde, vergi sistemimizi küresel gelir vergilendirmesi ilkesinden tamamen koparıyor. Türkiye'ye yerleşecek olan ancak son üç yıl burada bulunmamış kişilere yirmi yıl boyunca yurt dışındaki kazançları için vergi muafiyeti tanınıyor. Kendi yurttaşımız, esnafımız, çiftçimiz, köylümüz yirmi gün sonrasını görmezken siz seçkin bir azınlığa yirmi yıllık gibi bir vergisel zırh sağlıyorsunuz. Bu, parçalı bir imtiyaz rejimidir.

5'inci ve 6'ncı maddelerde nitelikli hizmet merkezleri adı altında yine imtiyazlı bölgeler yaratıyorsunuz. Daha önce bu kürsüden defalarca ifade ettik; Kürt illerinde, kürdistanda bölgeler arası eşitsizlikler diz boyu. Bakın, Hakkâri'nin yolu hâlen açılmamış. Urfa'dan Habur'a kadar gitmeye çalıştığınızdaki yol bir köy yolu bile değil; bırakın asfalt döşemeyi, şose yollar bile daha iyi. Gelin, hep birlikte görelim ama sizin tuzunuz kuru, oraya gelmiyorsunuz; lüks araçlarınızla, uçaklarınızla uçtuğunuz için bölgenin halkı sizin umurunuzda olmuyor.

Yine, bu merkezlerde çalışacak nitelikli personelin ücretleri brüt asgari ücretin 6 katına kadar vergiden muaf tutuluyor. Türkiye'de ortalama bir ücretlinin üzerindeki vergi takozu yüzde 40,3 seviyelerindedir. Emekçinin sırtındaki SGK primleri ve güncellenmeyen vergi dilimleri cebindeki yangını büyütüyorken yüksek kazançlı azınlığa bu denli geniş muafiyetler tanınması anayasal eşitliğe de aykırıdır. Bu sistem, zengini muaf tutan, faturayı emekçiye kesen bir sömürü çarkıdır.

Yine, 7'nci ve 8'inci maddelerde transit ticaret ve finansal işlemlerden elde edilen kazançların yüzde 95'i, İstanbul Finans Merkezi kapsamındaysa yüzde 100'ü kurumlar vergisinden indiriliyor.

10'uncu maddeye gelecek olursak ki bu tuzak bir madde, iktidarın bilinçli olarak tercih ettiği bir madde, kamu görevlilerine yani memurlara varlık barışından yararlanma hakkı tanınıyor, memurlara, kamu görevlilerine. Bu, bize neyi hatırlatıyor? HDP'de, Kürt illerinde, kürdistanda kayyumları hatırlatıyor.

Şimdi soruyorum size: Aynı zamanda kamu görevlisi olan kayyumlarınızın zimmetlerine geçirdikleri bu halkın parasını bu yasa kapsamında aklamayı mı düşünüyorsunuz?

MECLİS’İN AÇIK HAFIZASI

Keşfet

Resmî kaynaklar ↗

Bağımsız arşiv · TBMM’nin resmî sitesi değildir.